Ağız Ve Diş Sağlığı İle Beslenme İlişkisi Nedir?

0 72

Genel sağlığının belirlenmesinde ağız sağlığı önemli bir göstergedir. Çocuklarda en sık görülen ağız sağlığı sorunu diş çürükleridir. Bazı enfeksiyon hastalıklarından daha sık görüldüğü belirtilen diş çürükleri; ağzın enfeksiyon hastalığı olarak kabul edilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü, dünya genelindeki okul çağı çocuklarının yaklaşık %60-90’ının diş çürüğüne sahip olduğunu belirtmektedir. Türkiye Ağız ve Diş Sağlığı Profili 2004 yılı araştırma sonuçlarını göre; 12 yaş grubu okul çağı çocuklarının %61,1’inde diş çürüğü varlığı saptanmıştır.

Diş çürüğü, Amerika Birleşik Devletleri’nde diş kaybının başlıca nedenidir. Çocukların ve adölesanların yaklaşık %42’si (6-19 yaş) ve yetişkinlerin yaklaşık %90’ı diş çürümesi yaşamıştır. Çürüklerin prevalansı* ve şiddeti azalmış olmasına rağmen, okul öncesi dönem çocuklarda herhangi bir azalma görülmemiştir.

Fakir ve gelişmemiş toplumlarda yaşayan çocuklarda ve eğitim düzeyi düşük ailelerin çocuklarında daha fazla diş çürüğü olduğu belirtilmiştir. Diş çürükleri; ağrı ve anksiyete için önemli bir nedendir. Sonuçta; diş kaybına, çeşitli besinlerin tüketiminde zorluklara ve yaşam kalitesinin bozulmasına sebep olur. Bilimsel ve epidemiyolojik veriler; sağlıkta ve hastalıkta, beslenme ve ağız boşluğunun bütünlüğü arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktadır. Ağız ve diş sağlığı için risk faktörleri; sigara ve alkol kullanımı, sağlıksız beslenme, yetersiz ağız bakımıdır. Çocuklarda ağız ve diş sağlığını etkileyen beslenmeye bağlı faktörlerin başında; kötü beslenme alışkanlıkları, besinleri tüketim sıklığı ve tüketilen besinlerin özellikleri gelmektedir.

Diş çürükleri; diş yüzeyine yapışan biyofilm* içindeki belirli bakteriyel ve tükürük bileşenlerinin, fermente karbonhidratlarla etkileşiminden kaynaklanır. Dişin çürümesine patolojik olarak katkıda bulunan çeşitli faktörler (örneğin, bakteriler ve fermente karbonhidratlar) ve diş sağlığını koruyucu bazı faktörler (örneğin; florür, ağız hijyeni, diyet ve tükürük) arasındaki denge, diş yüzeyinin dinamik demineralizasyon* ve remineralizasyonunu etkiler. Çürük, ağrılı dişler ve normal olmayan oral dokular çiğnemeyi engelleyerek diş kaybına ve diyet değişikliklerine yol açabilir. Diş çürükleri, sağlıklı beslenme ve ağız bakımı ile önlenebilir.

Beslenme sıklığındaki artışa bağlı olarak diş çürüklerinin oluşumu da artmaktadır. Diş çürüklerinin oluşumunu azaltmak için; içecek ve yiyecek tüketimi arasında en az iki saat ara vermek, tükürük salınımı uyarmak için taze ve işlenmemiş besinleri seçmek, ana ve ara öğün sonrası kısa bir süre şekersiz sakız (ksitollu sakız) çiğnemek fayda sağlayacaktır. Şeker ve şekerli yiyecekler öğün aralarında veya yatmadan önce tüketilmemelidir. Tüketim olacaksa ana öğün tercih edilmelidir. Çünkü ana öğünlerde öğün aralarına ve geceye göre tükürük salgısının fazla olması, diş çürüğü oluşumunun engellenmesine yardımcı olmaktadır. Gazlı ve şekerli meyve sularını tüketirken pipet kullanımı dişlere olan zararı azaltacaktır.

Ağız ve diş sağlığı açısından besinler; karyojenik, kariostatik ve antikaryojenik olarak ayrılmaktadır. Diyetin karyojenik, kariostatik ve antikaryojenik özelliklerinin belirlenmesinde dikkate alınması gereken başlıca faktörler; gıda formu (sıvı, katı ya da yapışkan, çözünme hızı), tüketim sıklığı, şeker ve diğer fermente edilebilir karbonhidratlar, besin bileşimi, tükürüğü uyarma potansiyeli, gıda alımı sekansı ve gıdaların kombinasyonlarıdır.

Karyojenik Besinler

Ağızda mikroorganizmalarla temas ettiğinde demineralizasyona neden olabilecek fermente karbonhidratlar içerir. Tükürük pH’ının 5,5 altına düşmesine ve çürük oluşumunun hızlanmasına sebep olur. Bir besinin karyojenik etkisi; besinin formu, çeşidi, besin öğesi içeriği, diğer yiyecek ve içeceklerle beraber yenilmesi, ağızda kalma süresi (dişe temas etme süresi) ve tüketim sıklığına bağlıdır.

  • Sıvı besinler, katı besinlere göre ağızdan daha hızlı temizlenir. Dişe tutunma olasılıkları daha azdır. Kraker, cips, kurabiye, tahıl gevrekleri gibi katı besinler diş aralarına kaçar. Böylece dişte kalma süreleri artar.
  • Karbonhidratlı besinlerin dişlerde kalma süresi arttıkça daha çok bakteri ürer. Bu durum asit üretiminin ve demineralizasyon riskinin artmasına yol açar. Nişastalı besinin dişlerde kalma süresi arttıkça karyojenik etkisi de artar. Nişastalı besin basit şekere metabolize edilebildiğinden ağızda kalma süresinin artması, bakterilerin nişastayı substrat olarak kullanarak asit oluşumunu arttırmasına sebep olur.
  • Şeker içeren besinlerin alım miktarı ve sıklığı diş çürükleri ile ilişkilidir. Tatlı yiyeceklerin ve şekerli besinlerin (sofra şekeri, bal, şekerlemeler, bisküvi, gazlı ve gazsız içecekler, kek, hazır meyve suyu, kahvaltılık gevrekler) tüketilmesi ağızda şekere olan maruziyetin artmasına sebep olmaktadır. İyi bir ağız sağlığı için şekerden sağlanan enerjinin, günlük alınan toplam enerjinin %10’undan az olması beklenir. Bununla birlikte; tüketiminin günde dört defadan fazla olmaması önerilmektedir.

Besinler, 100 gramında var olan şeker miktarına göre düşük, orta ve yüksek şekerli besinler olarak sınıflandırılmaktadır. Bu tanımlamaya göre besinler; besinin 100 gramında var olan şeker miktarı 15 gramın üzerinde ise “yüksek”, 5-15 gram arasında ise “orta” ve 5 gramın altında ise “düşük” şeker içeren besinler olarak sınıflandırılmaktadır. Besinleri satın alırken ve tüketirken orta ve düşük şeker içeren besinlerin tercih edilmesi genel sağlık ve ağız sağlığı açısından önerilmektedir. Besinlerin etiketlerinde; mısır şurubu, dekstroz, fruktoz, glukoz veya şurupları, invert şeker, maltoz, sukroz, levüloz gibi terimlerin bulunması üründe şeker olduğunu göstermektedir.

  • Mikroorganizmalardan Streptococcus mutans çürüğün başlangıcında en önemli role sahiptir. Mikroorganizmalar ağız içerisinde kalan besin artıklarını kullanır. Besinlerin metabolizmaları sonucu asitler açığa çıkar. Bu asitler tükürük pH’ını düşürerek çürüğe neden olur.
  • Aromalı sütler ve yoğurtlar asidik olmadıkları için ve kazein, kalsiyum ve fosfor içermeleri nedeniyle diğer gazlı ve gazsız içecekler ile birçok meyve suyuna göre daha az karyojeniktir. Sütler yapılarında doğal olarak yaklaşık %5 oranında karbonhidrat, laktoz içerir. Laktoz, diğer sakkaritlere göre daha az karyojenik etkiye sahiptir.
Kariostatik Besinler

Plaktaki mikroorganizmalar tarafından metabolize edilemeyen, tükürük pH’ını 30 dakika içinde 5.5’in altına düşürmeyen ve diş çürüğüne katkısı olmayan besinlerdir. Protein içeriği yüksek besinler (balık, tavuk, et, deniz ürünleri ve yumurta), yağ, yüksek posa ve polifenol içeren besinler (çiğ sebzeler, elma) ve yağlı tohumlar gibi yağ içeriği fazla olan besinler, fermente karbonhidrat içermeyen veya çok az içeren besinler kariostatik besinlerdir.

  • Özellikle çocuklar tarafından taze sebze ve meyvelerin ısırılarak yenmesi yüksek su ve posa içeriğinden dolayı dişlerin temizlenmesini sağlar ve içeriğindeki C vitamini diş etine, A vitamini ise diş minesinin sağlığına fayda sağlamaktadır.
Antikaryojenik Besinler

Tükürük pH’ını alkali seviyeye çıkararak mineyi koruyabilecek ve asidojenik besinden önce yenmesi durumunda plağın bu besini tanımasını önleyebilecek besinlerdir. Peynir; kalsiyum, fosfor ve kazein içeriğinden dolayı antikaryojenik bir besindir. En önemli antikaryojenik besin ögesi ise sudur. Ana ve ara öğünlerde içecek olarak suyun tüketilmesi ve ağzın temiz su ile çalkalanması ağız sağlığı açısından oldukça önemlidir.

  • Protein, omega 3 yağ asidi, yağda eriyen vitaminler ve C vitamini, bakır, çinko, demir ve kalsiyum ile besin ögesi olmayan antioksidanlar (fitokimyasallar) diş eti sağlığını etkilemekte olduğu düşünülen diyetsel faktörlerdir.

Protein; özellikle ağız içi yumuşak doku enfeksiyonlarında ve yara iyileşmesinde gecikme ve tükürüğün antibakteriyel içeriğinin bozulması ile ilişkilendirilmektedir. KalsiyumD ve K vitaminleri ise çene kemik yoğunluğunda ve diş yapısının sabitlenme gücünde yetersizlik ile ilişkilendirilmektedir.

  • Ağız ve diş sağlığını korumak için; özellikle okul çağı çocukları olmak üzere tüm bireylerin günde en az dört öğün (üç ana, bir ara öğün) ve her ana öğünde dört temel besin grubundan tüketmeleri hedeflenmelidir.

Prevalans: Yaygınlık oranı
Biyofilm: Herhangi bir yüzeye yapışan, uzaklaştırılması zor ve kendi ürettikleri polisakkarit matriks içerisinde üreyen mikroorganizma tabakası
Demineralizasyon: Aşırı derecede mineral kaybı

Halk Sağlığı Günleri III. Ulusal Okul Sağlığı Sempozyumu Konuşma Metinleri ve Bildiri Özetleri. (2014, Eylül). Okul Sağlığında Ağız ve Diş Sağlığı. Ankara: Halk Sağlığı Uzmanları Derneği.

(2013). Position of the Academy of Nutrition and Dietetics: Oral Health and Nutrition. Journal of the Academy of Nutrıtıon and Dıetetıcs.

(2007). Position of the American Dietetic Association: Oral Health and Nutrition. Journal of the Amerıcan Dıetetıc Assocıatıon.

Uyarı! BirBes.com içeriklerinin bir bölümü veya tamamı, BirBes. com – Beslenme Biliminin Geleceği’nin daha önceden yazılı izni ve onayı alınmadan kopyalanamaz, yayımlanamaz, hiçbir ortamda kaydedilemez, değiştirilemez ve uyarlanamaz. Bütün yasal haklar saklıdır.

Yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.