Onkoloji Hastalarında Beslenme Tedavisi Nasıl Olmalıdır?

Kanser Hastasının Günlük Gereksinimleri Nelerdir?

247

Klinik bakış açısından kanser kaşeksi; kronik, ilerleyici, istemsiz bir kilo kaybı ile karakterize ve genel olarak beslenme desteğine zayıf ya da kısmen cevap veren karmaşık bir sendromdur. Çoğunlukla anoreksiya, erken doyma ve asteni (güç kaybı) ile ilişkilidir. Genellikle iki ana bileşene dayandırılabilir;

1) Azaltılmış besin alımı
2) Sistemik proinflamatuar sürecin aktivasyonuna bağlı metabolik değişiklikler

Ortaya çıkan metabolik bozukluklar arasında; insülin direnci, artmış lipoliz ve vücut yağının kaybı ile normal ya da artmış lipit oksidasyonu, kas kütlesinin kaybı ile artan protein devri ve akut faz proteinlerinin üretimindeki artış yer alır. Birçok kanserle birlikte gelişen sistemik inflamatuar reaksiyon, iştahsızlık ve kilo kaybının önemli bir nedenidir. İştah azalması, kilo kaybı, metabolik değişiklikler ve inflamatuar durum sendromu, kanser kaşeksi veya kanser anoreksi-kaşeksi sendromu olarak adlandırılır. Bu sitokinin neden olduğu metabolik değişiklikler, kaşektik hastaların beslenme desteği sırasında, vücut hücre kitlesini geri kazanılmasını engellemekte ve yaşam süresinin kısalması ile ilişkilendirilmektedir. Bu durum, sadece eksojen besinler ile hafifletilememektedir.

Kanser Prevelansı

Birçok araştırmada kaşeksinin temel belirleyicisi olan kilo kaybı, kaşeksi yerine sıklıkla kullanılmıştır. Bu nedenle, birçok çalışma kilo kaybı ve diğer birçok klinik değişken arasındaki ilişkiyi araştırmıştır. Kilo kaybı prevalansı %8-84 olarak belirlenmiştir. Bu oran, esas olarak kanser bölgesine ve derecesine bağlıdır. Tek parametre olarak, kilo kaybı dahil olmak üzere, çeşitli farklı metodolojileri kullanan daha yeni çalışmaların gözden geçirilmesinin ardından, belirli kanser gruplarında malnütrisyon prevalansının tahminleri; ürolojik kanser hastalarında %9, jinekolojik kanser hastalarında %15, kolorektal kanserli hastalarda %33, akciğer kanseri hastalarında %46, baş ve boyun kanseri hastalarında %67, özofagus veya gastrointestinal sistem kanseri hastalarında %57–80 ve pankreatik kanserli hastalarda ise %85’e kadar çıkmaktadır.

“Kansere özgü” beslenme rejimi ile ilgili öneriler özellikle üç durumda geçerlidir. Kaşektik durum tam olarak geliştiğinde, en az birkaç hafta süre ile parenteral nutrisyon veya enteral nutrisyon desteği beklenir. Perioperatif durum, ek enteral veya parenteral nütrisyon ve oral takviyeler gibi diğer durumlarda ise, hastaların “spesifik” bir beslenme desteğine sahip olduklarına dair daha az kanıt bulunmaktadır.

Kanser hastası yemek yiyebiliyor ve gastrointestinal beslenmeye engel bir neden yoksa, parenteral beslenme faydasız hatta zararlı olabilir. Radyasyon enteriti ya da ciddi mukoziti olan kanser hastalarında, parenteral beslenme önerilebilir. Enteral beslenmenin mümkün olmadığı malnütrisyonlu kanser hastalarında ise, parenteral nutrisyon yüksek kanıtla önerilmektedir. Ancak iyi beslenen hastalarda parenteral nutrisyona gerek yoktur. Ayrıca, kemoterapi ve radyoterapi sırasında parenteral beslenme önerilmemektedir.

  • Enerji:

Kanserli hastaların enerji ihtiyacı belirlenirken, sağlıklı kişilerden farklı bir şekilde düşünülmez. Hasta yatağa bağımlı ise 20-25 kcal/kg/gün, değilse 25-30 kcal/kg/gün olarak hesaplanır.

  • Yağ:

Glukoz toleransı kanserli hastalarda bozulabilmektedir. Lipid oksidasyonu ise, değişmez ya da artar. Bu nedenle, kanserli hastaların beslenmesinde yağ/karbonhidrat oranı yüksek tutulmalıdır.

  • Su:

Birkaç nedenden dolayı kısıtlama tavsiye edilir. Kaşeksi, genellikle hücre dışı sıvı hacminin genişlemesi ile ilişkilidir. Suyun aşırı alımı, hastalar peritoneal karsinomatoza (tümörün karın zarını tutması) sahipse, askite (karın boşluğundaki sıvı birikimi) sebep olabilir.

Kanser hastaları için optimal nitrojen kaynağı şu anda belirlenememektedir. Öngörü (uzman görüşü), 1 g/kg/gün minimum protein kaynağı ile 1.2-2 g/kg/gün hedef arasındadır.

  • Glukoz:

Parenteral nütrisyon rejiminde, glikozun lipid ile değiştirilmesinin avantajları bulunmakta ve hipoglisemi ile ilişkili enfeksiyozemi riskini sınırlamak için doğru bir seçenek olarak görülmektedir. Bu durum, her ne kadar kanser olmayan hastalarda bildirilmiş olmasına rağmen, hem endojen, hem de ekzojen glikozun kötü bir şekilde kullanılmasına sebep olan, kanser hastalarında da beklenebilir. Ek olarak, hematojen maligniteler için allojenik kemik iliği transplantasyonu yapılan hastalarda, yüksek-UZT (uzun zincirli trigliserit) parenteral beslenme rejimleri alınırken, öldürücü Akut Graft Versus Host hastalığı oranlarının azaldığı gösterilmiştir. Ayrıca, glikoz uygulamasının, zararlı bir pozitif su dengesine neden olma eğiliminde olduğu bildirilmektedir.

Bozzetti, F. (2013). Nutritional support of the oncology patient.

Bozzetti, F., Arends, J., Lundholm, K., Micklewright, A., Zurcher, G., & Muscoritoli, G. (2009). ESPEN Guidelines on Parenteral Nutrition: Non-surgical oncology.

Ergin Özcan, P., & Tuğrul, S. (2011). Özel durumlarda beslenme. 53-58.

Uyarı! BirBes.com içeriklerinin bir bölümü veya tamamı, BirBes. com – Beslenme Biliminin Geleceği’nin daha önceden yazılı izni ve onayı alınmadan kopyalanamaz, yayımlanamaz, hiçbir ortamda kaydedilemez, değiştirilemez ve uyarlanamaz. Bütün yasal haklar saklıdır.

Yorumlar

avatar
  Abone Ol  
Bildir