Mikrobiyata ve Beslenme

Mikrobiyata Nedir?

308

Memeliler ve bağırsak mikroorganizmaları arasındaki mutualist yaşamın (karşılıklı fayda) evrimi yüzyıllarca sürmüştür. Louis Pasteur, yaklaşık 130 yıl önce insan organizmasıyla sağlıklı bir şekilde birlikteliğini sürdüren ve patojen olmayan mikroorganizmaların varlığına dair teorilerde bulunmuş ve hiç durmadan devam eden çalışmalar sonucunda insan mikrobiyomu projesi ile büyük gelişmeler kaydedilmiştir.

İnsan gastrointestinal sistemi, yüzey alanı bakımından mikroorganizmalar için uygun yaşam koşulları ve gerekli besin öğelerini sağlamaktadır. Son yıllarda, bağırsaktaki bakteri kolonizasyonunun başlama zamanı ve gelişim evreleri ile ilgili çok sayıda çalışma yapılmaktadır. Bu çalışmalara göre; doğum anında steril olduğu düşünülen infant (bebek), gastrointestinal sistemindeki bakteri kolonizasyonunun aslında doğumdan önce başladığı görülmüştür. Doğumun ardından, ilk birkaç gün infantın bakterilere maruz kalma hızı artmakta ve sonraki dönemlerde ek besinlere başlama süreci ile birlikte mikrobiyota hızlı bir şekilde gelişmektedir. Yaklaşık 2-3 yaşlarında mikrobiyotanın fonksiyonel yeterliliği yetişkinlere benzer hale gelmeye başlar.

İnsan mikrobiyom projesinin, bağırsak mikrobiyotası üzerine ortaya koyduğu bilgiler ile, mikrobiyotayı etkileyen faktörler üzerine odaklanılmış ve böylece beslenme ile mikrobiyota arasındaki güçlü bağ araştırılmaya başlanmıştır.

Mikrobiyatayı Etkileyen Faktörler

Mikrobiyotayı etkileyen diyetsel sayılabilecek ilk etmen anne sütüdür. Anne sütü; prebiyotikler ve probiyotikleri bir arada içermesi bakımından, mikrobiyotanın şekillenmesinde ek besinler ve tüketim alışkanlıkları kadar önemli rol oynar. Farklı beslenme modelleri ve farklı coğrafyaya bağlı beslenme alışkanlıkları da mikrobiyotanın etkilendiği faktörler arasında gösterilir.

Düşük posalı bir beslenme şeklinin mikrobiyotayı olumsuz etkilediğini ve bu beslenme şeklinin obezite ile disbiyozisin (mikrobiyotadaki dengesizlik) temel nedeni olduğunu gösteren çalışmalar vardır. Mikrobiyota kompozisyonu çevresel baskılardan etkilenen bir yapıya sahiptir. Bağırsak mikrobiyotasının bileşimi ve metabolik yeteneğindeki değişiklikler, şişmanlık durumunu tetiklemekte ve çevresel organları da etkilemektedir. Sürekli olarak enerjice zengin fakat düşük lifli besin tüketimi, mikrobiyota disbiyozisini tetiklediği gibi, intestinal (bağırsak) bariyer fonksiyonlarına da zarar vermektedir. Bakteri kökenli inflamasyon oluşumu hiperfaji (aşırı yeme), insülin direnci ve kilo alımı için yeterli bir sebep olarak gösterilir. Disbiyozis ise, yeme davranışını olumsuz etkileyebilmektedir. Bazı kötü mikroorganizmalar, bağırsak geçirgenliğini arttırarak insülin direncine yol açmaktadır. Hasar gören mikrobiyota ile beyin sinyali veren mekanizma üzerinde yapılan araştırmalar ile metabolik sendrom da dahil olmak üzere birçok fizyolojik ve davranışsal bozuklukların mikrobiyota ile bağlantısının daha detaylı incelenmesi gerekmektedir.

Diyet Bileşenleri ve Mikrobiyata

Prebiyotik özellik gösteren diyet bileşenlerinin büyük çoğunluğu karbonhidrat yapıdadır. Fruktooligosakkaritler (FOS), inülin ve galaktooligosakkaritler en çok bilinen prebiyotik çeşitleridir. Doğal olarak gösterebileceğimiz kaynaklar arasında; muz, elma, çilek, enginar, kuşkonmaz, soya fasulyesi, tam buğday, arpa, keten tohumu, badem ve ceviz bulunmaktadır. Sindirilmeden kolona ulaşan karbonhidratların, bakteriler tarafından fermantasyonu sonucunda, kısa zincirli yağ asitleri ortaya çıkmaktadır. Yapılan çalışmalarda; feçeste en çok  bulunan kısa zincirli yağ asitlerinin; asetat, propiyonat ve bütirat olduğu gösterilmiştir.

Probiyotikler, mikrobiyotanın düzenlemesinde en etkili ajanlardır. Diyetin mikrobiyota üzerine etkisine bakıldığında en çok ilgi çeken konulardan biri, fermente besinlerle alınan probiyotiklerin mikrobiyota üzerindeki etkileri olmuştur.

Gelecekte Bizi Neler Bekliyor?

Bu alanın geleceğine baktığımızda; sağlıkla ilgili beslenme değerlendirmelerine farklı yaklaşımlarda bulunmak, kişiselleştirilmiş beslenme önerilerini kolaylaştırmak için araçlar geliştirmek, hastalık belirtilerinin ele alınması için, diyet yararlanımı hakkında bilgi edinimini arttırmak ve sağlıklı bireylerde diyet yoluyla bağırsak mikrobiyolojisini bilinçli bir şekilde etkilemek gerekmektedir.

  • Bir bireyin yaşam süresi boyunca, tıbbi bakımına bir diyetisyeni dahil etmesi, bu süreçte giderek daha önemli hale gelecektir.

Alkan, Ş. Ş. (2017). İmmün Sistem ve Barsak Mikrobiyotası. J Biotechnol and Strategic Health Res. , 7-16.

Aslıhan Özdemir, Z. B. (2017). Beslenme ve Mikrobiyota İlişkisi. J Biotechnol and Strategic Health Res. , 25-33.

Edward Ishiguro, N. H. (2018). The Future of Gut Microbiota. N. H. Edward Ishiguro içinde, Gut Microbiota (s. 181-187).

Jiyoung S. Kim, C. B. (2018). Diet, gut microbiota composition and feeding behavior. Physiology & Behavior , 177-181.

Uyarı! BirBes.com içeriklerinin bir bölümü veya tamamı, BirBes. com – Beslenme Biliminin Geleceği’nin daha önceden yazılı izni ve onayı alınmadan kopyalanamaz, yayımlanamaz, hiçbir ortamda kaydedilemez, değiştirilemez ve uyarlanamaz. Bütün yasal haklar saklıdır.

Yorumlar

avatar
  Abone Ol  
Bildir